GİRİŞ
İnsanoğlu temelde özgürlüğüne düşkün bir canlıdır. Ancak aynı zamanda sosyal bir canlı olması sebebiyle toplu şekilde yaşamını devam ettirmektedir. Toplu şekilde yaşamanın getirdiği problemler ortaya çıkmaya başladığında ise insan her zaman olduğu gibi aklını kullanmış ve belirli kurallar koyarak problemleri ortadan kaldırmayı hedeflemiştir.
Söz konusu problemli durumlardan birisi de kişi hürriyeti hususudur. Zira tarih boyunca güçlü olan zayıf olanı boyunduruğu altına almıştır. Buna ilişkin en temel sorunlardan biri kölelik sorunudur. Modern bir dünyada yaşadığımız günümüzde dahi bazı ülkelerde kölelik kurumu uygulanmaya devam etmektedir. Bir diğer önemli sorun ise keyfi olarak yapılan tutuklamalar ve hapsetmelerdir. Modern bir hukuk devleti kişinin hürriyetini korumalı aynı zamanda toplu yaşama kuralları çerçevesinde sınırını ve nasıl sınırlanacağını da kanunlar yoluyla belirlemelidir.
Kişilerin hak ve özgürlüklerini korumak devletin başlıca görevidir. Devletler bu hususları anayasalarında güvence altına almaktadır. Anayasamızın da “Kişi hürriyeti ve güvenliği” başlıklı 19. maddesi “Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.” hükmüyle bu hususu açıkça vurgulamış devamında da kişilerin hürriyetinin sınırlandırılabileceği halleri belirtmiştir.
Hukukumuzda bir kişiyi hürriyetinden alıkoymak ilk olarak 1810 Fransız Ceza Kanunu’nun aynen tercümesi sayılabilecek 1858 tarihli Ceza Kanunname-i Hümayunu ‘nun ikinci babının dördüncü faslında “hürriyeti tahdit, çocuk ve kız kaçırma” suçları adı altında düzenlenmiştir.
Günümüzde ise bu fiil 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 109. maddesiyle suç olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı mülga TCK kapsamında farklı suç tipi olarak düzenlenmiş hükümler bulunmaktaydı (suçun memur tarafından işlenmesi m.181, küçüğe karşı işlenmesi m.182 vb.). Ancak bu hükümler 5237 sayılı yürürlükteki TCK kapsamında “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçunun nitelikli hali olarak düzenlenmiş ve bir araya getirilmiştir.
Çalışmanın ilk bölümünde kişiyi özgürlüğünden yoksun kılma suçu kapsamında önem teşkil eden suçla korunan hukuki değer, suçun maddi ve manevi unsurları, hukuka uygunluk nedenleri, cezayı azaltan şahsi sebep olarak etkin pişmanlık ve suçun özel görünüş biçimleri incelenecek, ikinci bölümde ise suçun değerlendirilmesine ilişkin uygulamadaki durum, yargı kararları ışığında değerlendirilecektir.
BİRİNCİ BÖLÜM
SUÇUN UNSURLARI
A. Korunan Hukuki Değer
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu ile korunan hukuki değer, hürriyete karşı suçların genelinde olduğu gibi hareket özgürlüğüdür.[1] Bu kapsamda kişi hürriyetine hukuka aykırı müdahalede bulunan, başkalarının hareket özgürlüğünü kısıtlayan kişilerin cezalandırılması amaçlanmıştır. Hareket özgürlüğü kapsamına bir kişinin kendi iradesiyle hareket etmeme özgürlüğü de girmektedir. Kişi somut olay anında hareket etmek istemese bile kişinin hareket etme potansiyeli korunmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında “bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakılmak” da suç kapsamına alınmıştır.[2]
Cebir, şantaj ve tehdit suçlarında bu suçtan farklı olarak yalnızca hareket etme özgürlüğü değil, hareket özgürlüğünün ilk aşaması olan iradeye dayalı olarak karar verme özgürlüğü de korunmaktadır. Suç tipinin düzenlenmesiyle birlikte kişinin vücut dokunulmazlığının da korunduğu söylenebilir, zira genelde bahsedilen suç zor kullanılarak işlenmektedir.[3]
B. Suçun Maddi Unsurları
- Fail
Bazı suçlar herkes tarafından işlenebilirken bazı suçlar ise ancak belirli kişiler tarafından işlenebilir. Belirli bir kişi tarafından işlenebilen suçlara özgü suçlar denir.[4] Bu açıklama ışığında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun özgü suç olmadığını ifade edebiliriz. Suçun faili herkes olabilir. TCK m.109/3-c,d’ de nitelikli hal olarak düzenlenen kamu görevi nedeniyle veya bu görevin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlendiğinde faile verilecek cezada artırım yapılacaktır.
- Mağdur
Her suçun bir faili ve mağduru vardır. Mağdur işlenen fiil nedeniyle haksızlığa uğrayan veya kendisine karşı suç işlenen kişi olarak ifade edilebilir.[5] Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından mağdur özgürlüğünden bir süreliğine yoksun kalan kişidir. Suçun mağduru bakımından doktrinde tartışmalı olan husus mağdurun hareket kabiliyetine sahip olmasının gerekip gerekmediğidir. Örneğin yatalak bir hasta veya uyuyan bir kişi suçun mağduru olarak ifade edilebilecek midir?
Korunan hukuki değerin “kişinin potansiyel olarak hareket etme özgürlüğü” olduğunu ifade etmiştik. Bu kapsamda mağdurun kişisel durumu önemli değildir. Ayrıca TCK m.109’da düzenlendiği üzere “kişinin bir yerde kalma hürriyeti” de korunan hukuki değer kapsamındadır.[6]
- Fiil
Madde gerekçesinde “söz konusu suç, bir kimsenin hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakılmasıyla oluşmaktadır. Örneğin kişinin bir yere kapatılması, bir yerde tutulması veya bir yere götürülmesi veya bir yere gitmekten men olunması fiilleri, bu tanıma göre ceza yaptırımını gerektirmektedir.” ifadesi yer almaktadır.
Bu yönüyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun seçimlik hareketli bir suç olduğunu söyleyebiliriz. Mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma hürriyetinden yoksun bırakılması şeklinde suç icra edilebilir. Ayrıca suç her iki seçimlik hareket açısından mütemadi suç niteliğindedir. Mütemadi suçlar, suçun kanuni tanımında gösterilen hareketin icrasının devam ettiği suçlardır. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, mağdurun hareketinin kısıtlanmasıyla birlikte tamamlanmış olur. Ancak mağdurun hareket özgürlüğünü tekrar kazandığı an biter.[7]
Mağdurun hareket özgürlüğünün temadi teşkil edecek bir süre sınırlanmış olması gerekir. Bu nedenle anlık sayılabilecek fiiller suç oluşturmaz (örneğin bir anlığına bir kişiyi tutup bırakmak). Sürenin suçun oluşması açısından yeterli olup olmadığı hususu, somut olay koşullarına göre hâkim tarafından değerlendirilmelidir.[8]
Fiilin işlendiği sırada cebir, tehdit veya hile kullanılması durumunda TCK m.109/2 uyarınca cezada artırıma gidilecektir. Ayrıca suç teşkil eden fiilin silahla, birden fazla kişiyle birlikte, kamu görevi nedeniyle veya kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe ya da boşanmış eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, cinsel amaçla işlenmesi de cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli haller olarak düzenlenmiştir.
- Netice
Netice, fiilin dış dünyada meydana getirdiği değişikliktir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından netice mağdurun hareket özgürlüğünün engellenmiş olmasıdır.[9]
Suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması durumunda hakim somut olayın koşullarını değerlendirerek adli para cezasına hükmedebilecektir. Ayrıca suç teşkil eden fiilin icrası sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinden biri gerçekleşirse, TCK m.109/6 uyarınca fail ayrıca kasten yaralama suçundan da cezai olarak sorumlu olacaktır. Son olarak suçun işlenmesi neticesinde haksız menfaat elde eden tüzel kişiler hakkında da TCK m.111 uyarınca bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunabilir.
C. Suçun Manevi Unsuru
Suçun manevi unsuru, suç konusu fiil ile fail arasındaki manevi bir bağı ifade eder.[10] Fiil, netice gibi unsurlarının gerçekleşmesi, fiilin suç teşkil etmesi için yeterli olmayıp haksızlık teşkil eden fiil ile fail arasında da failin iç dünyasında meydana gelen bir bağın bulunması gerekmektedir. Özetleyecek olursak maddi unsurlar suçun dış dünyaya yansımasına ilişkin olup objektif boyut olarak nitelendirilirken, manevi unsur kişinin iç dünyasına ilişkin olup sübjektif boyut olarak nitelendirilmektedir.[11]
Aksi kanunda belirtilmedikçe kast her suçun zorunlu bir unsurudur (TCK m.21/1). Bu kapsamda kanun metninde kast ibaresi geçmeyen suçlarda dahi fiilin suç teşkil edebilmesi için kasten işlenmesi aranmaktadır. Taksirle işlenen fiiller ise kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır (TCK m.22/1).[12]
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun taksirle de işlenebileceği düşünülse de (örneğin bir okul görevlisinin farkında olmadan bir öğrenciyi sınıfa kilitlemesi ve gitmesi) taksirli hali kanunda düzenlenmediğinden yalnızca kasten işlenebilecek bir suç olduğunu ifade edebiliriz.
Ayrıca suçun cinsel saikle işlenmesi kanunen fazla ceza tayini gerektiren bir nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. Buradaki saik kavramı haksızlığın özel bir sübjektif unsuru olup kasttan farklı niteliktedir. Kast, suçun işlenmesi hususundaki ”irade” olarak tanımlanabilir. Saik ise kişinin somut suçu işlemeye yönelten ”his” olarak ifade edilebilir.[13]
D. Hukuka Aykırılık Unsuru
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun düzenleyen TCK m.109’daki metin “Bir kimseyi hukuka aykırı olarak” ifadesi ile başlamaktadır. Hukuka aykırılık kavramının bu suç kapsamında tipikliğin bir unsuru olduğunu ifade edebiliriz. Bu durumda failin kastına ek olarak hukuka aykırılık bilinciyle hareket edip etmediği de sorgulanmalıdır.[14]
Hürriyeti tahdit suçu kapsamında birtakım hukuka uygunluk sebepleri gündeme gelmektedir. Bunlardan ilki “kanun hükmünü yerine getirme” dir. Kanun’un belirttiği sınırlar çerçevesinde kendisine verilen yetkiye ve göreve dayanarak, hukuka uygun şekilde bir kişiyi yakalayan veya tutuklanmasına karar veren görevlilerin fiilleri açısından bir hukuka uygunluk nedeni olduğu söylenebilecektir. CMK m.90 uyarınca herkesin yakalama yapabileceği durumlar düzenlenmiştir. Bu kapsamda örneğin suç işleyen kişiyi yakalayan ve kaçmaması için kilitleyen bir kişinin fiili açısından hukuka uygunluk nedeni olduğu ifade edilebilir.[15]
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu açısından gündeme gelebilecek bir diğer hukuka uygunluk nedeni meşru savunmadır. Örnek vermek gerekirse kendisine saldırıda bulunan bir kişiyi saldırıyı bertaraf etme amacıyla bir odaya kitleyen kişinin fiili bakımından hukuka uygunluk nedeni oluşmuştur.[16]
İlgilinin rızasının da suç kapsamında hukuka uygunluk sebebi olarak gündeme gelecektir. Nitekim hareket özgürlüğü üzerinde serbestçe tasarruf edilebilecek nitelikte bir haktır. Ancak kişinin esareti anlamına gelebilecek uygulamalara rıza göstermesi durumunda söz konusu rıza hukuka uygunluk nedeni oluşturmayacaktır. Rıza geri alınabilir olduğundan başta verilen rızanın geri alınması sonrasında gerçekleşen davranışlar açısından da hukuka uygunluk nedeni oluşmaz. Ayrıca belirtmek gerekir ki ilgilinin rızasının mutlaka fiil gerçekleştirilmeden önce ya da en geç fiille eş zamanlı olarak açıklanmış olmalıdır.[17]
E. Cezayı Azaltan Şahsi Sebep Olarak Etkin Pişmanlık
Suçun tamamlanmasından sonra failin suçun işlenmesi dolayısıyla meydana gelen sonuçları gidermeye yönelik davranışları hukuken etkin pişmanlık olarak ifade edilmektedir. Suç tamamlanmadan önce suçun icrasından vazgeçilmesi gönüllü vazgeçme olarak hukukumuzca düzenlenmiştir. Etkin pişmanlık, gönüllü vazgeçmenin tamamlanmış suçlardaki görünümü olarak da ifade edilebilir. Etkin pişmanlığın ceza sorumluluğu üzerinde etkisi yoktur zira genel hükümler kapsamında düzenlenmemiştir. Ancak TCK’nın özel hükümler bölümünde etkin pişmanlığa ilişkin düzenlemeler ilgili suç tipleri için ayrı ayrı yer almaktadır.[18]
Etkin pişmanlığa ilişkin söz konusu düzenlemeler bazı durumlarda ceza sorumluluğunu tamamen kaldırmakta bazı durumlarda ise azaltmaktadır. Bu sebeple etkin pişmanlık cezayı azaltan şahsi bir sebep olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla gönüllü vazgeçme gibi etkin pişmanlık da hukuka uygunluk nedenleri ve kusurluluk kavramlarının dışında yer alacaktır.[19]
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından TCK m.110’da[20] etkin pişmanlığa ilişkin bir hüküm mevcuttur. Bu hüküm kapsamında suç soruşturmasına başlanmadan önce failin, mağdura zarar vermeksizin güvenli bir yerde serbest bırakması durumunda etkin pişmanlık hükmünden yararlanacağı ifade edilmiştir.[21]
F. Suçun Özel Görünüş Biçimleri
- Teşebbüs
Teşebbüs bir suçun icrasına elverişli hareketlerle başlayan failin iradesi dışında herhangi bir nedenle suçu gerçekleştirememesi durumudur. Teşebbüs ancak bir suçun tamamlamasına yönelik olabilir.[22] Mütemadi suç olması sebebiyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun tamamlanma ve sona erme anları farklıdır. Mağdurun hürriyeti temadi teşkil edecek bir süre kısıtlanmış olması suçun tamamlanması için yeterlidir. Ancak bu durumda suç sona ermez. Suçun sona erme anı mağdurun özgürlüğüne yeniden kavuştuğu andır. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna teşebbüs mümkündür.
- İştirak
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu mütemadi suç olması sebebiyle suça iştirak bakımından önem taşımaktadır. Suç tamamlanmadan önce ilgili suç tipi açısından her şekilde iştirak (azmettiren, yardım eden, müşterek fail, dolaylı fail) mümkündür. Kural olarak tamamlanmış ve sona ermiş bir suça iştirak olmaz. Ancak mütemadi suçlarda suçun tamamlanma anı ile sona erme anı farklıdır. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu da mütemadi bir suç olması sebebiyle, suçun sona erme anı olan “mağdurun özgürlüğüne kavuştuğu an” a kadar suça iştirak mümkündür.[23]
- İçtima
TCK m.234’te[24] düzenlenen çocuk kaçırma suçu ile hürriyetten yoksun kılma suçu arasında genel norm özel norm ilişkisi bulunmaktadır. Bu durumda özel norm olan TCK m.234’ün uygulanması gerektiği ifade edilebilir. Failin işlediği tek bir fiille birden fazla kişinin hürriyetini kısıtlaması durumunda TCK m.43 uyarınca zincirleme suç hükümleri uygulanacak ve söz konusu fiilin tek suç oluşturduğu kabul edilip cezada artırıma gidilebilecektir.[25]
İKİNCİ BÖLÜM
YARGI KARARLARI IŞIĞINDA SUÇUN DEĞERLENDİRİLMESİNE
İLİŞKİN UYGULAMADAKİ DURUMLAR
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu açısından uygulamada birçok problem ortaya çıkmaktadır. Çalışmanın bu bölümünde çeşitli yargı kararları ışığında suça birinci bölümde açıklanan hususlarla ilgili değerlendirmeler yapılacaktır.
- Yargıtay 4.C.D. 2006/8912 E., 2007/1212 K., 06.02.2007 T. kararı
“Sanığın yakınanın yanına giderek yakınandan kendisini mobiletle gezdirmesini istemesi, yakınanın kabul etmemesi üzerine bıçak çekerek “Beni mobiletinle gezdir, yoksa mobiletinin lastiklerini keserim, mobiletine zarar veririm.” diye söyleyerek yakınanın kendisini mobilette fuar içinde gezdirmesini sağlamak biçimindeki eyleminin, yakınanın sanığın hakimiyet alanına girmemesi, umuma açık yerde üstü açık mobiletle gezdirmesi nedenleriyle tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden yerinde olmayan gerekçe ile hürriyeti kısıtlama suçundan mahkumiyet hükmünün kurulması,”[26]
Kanaatimizce Yargıtay’ın bu karardaki somut olaya ilişkin değerlendirmesi hatalıdır. Zira kanun koyucu kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun fiil unsurunu “bir kimseyi bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak” olarak tanımlamıştır. Bu sebeple karardaki olay açısından mobilet sürücüsü mağdurun rızası dışında sanığı gezdirmesi sonucunda suçun belirli bir süre temadi ettiği[27] ve tamamlandığı ifade edilebilecektir. Ayrıca mahkemenin gerekçesinde “umuma açık yerde üstü açık mobiletle gezilmesi” değerlendirilmiş ve mağdurun mobileti de kendisinin kullanmasından bahisle sanığın hakimiyet alanına girmediğine değinmiştir. Kanaatimizce olayda gerek tehdit gerekse kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları oluşmuştur. Bu kapsamda içtima hükümleri gereği daha ağır yaptırım öngören kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu kapsamında cezalandırma yapılmalıdır.
- Yargıtay 8. CD., 2008/6771 2010/7810 K., 02.06.2010 T. kararı
“katılan gözlem altında iken yapılan ikinci bir şikayet nedeniyle gözaltı süresinin uzatılmasının talep edildiği, bu talep 06.09.2002 günü Cumhuriyet Savcısı tarafından reddedildiği halde ikinci şikayet gerekçe gösterilerek katılanın bir gün daha gözaltında tutulduğu olayda; İsimsiz ve asılsız ihbar dışında suç işlediğine ilişkin hiçbir kanıt bulunmayan katılanı 05.09.2002 günü yasal hiçbir gerekçe göstermeden gözaltına aldıran ve Cumhuriyet Savcısının yazılı talimatının aksine yasal olmayan bu gözaltı süresini ikinci şikayet gerekçesiyle uzatan üst dereceli kolluk amiri sanığın eyleminin kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunu oluşturduğu gözetilmeden atılı suçtan mahkumiyeti yerine dosya içeriğine uymayan gerekçeyle beraat kararı verilmesi…”
Bir hukuk devleti açısından gerekçesiz bir karar verilmesi kabul edilemez bir durumdur. Uygulamada sıklıkla gerekçesiz veya tek cümlelik önceden hazırlanmış ve başka dava dosyalarında kararda yer almış gerekçeler “kopyala yapıştır” usulüyle yargılaması yapılan davada verilen karara gerekçe yapılmaktadır. İlgili karar kapsamında Cumhuriyet savcısı mağdurun gözaltı süresini uzatmamasına rağmen kolluk amiri hukuka aykırı şekilde mağdurun gözaltında hürriyetinden alıkonulmasına neden olmuştur. İlk derece mahkemesinin kolluk amiri hakkında beraat kararı vermesi kolluğun, gözaltı gibi kişi hürriyetine doğrudan müdahale niteliğinde olan bir koruma tedbirinde keyfiyete kaçmasına[28] yol açabilecektir. Bu sebeple Yargıtay’ın vermiş olduğu kararın yerinde olduğu kanaatindeyiz.
- Y.C.G.K., 2021/264 E., 2023/704 K., 26.12.2023 Tarihli Kararı
‘’sanık ile inceleme dışı sanığın mağdurların dışarıda zarar görmemeleri için 4 gece arabalarında kalmalarına izin verdikleri, bu süre içinde kendilerinin de mağdurlarla birlikte aynı arabada kaldıkları kabul edilen somut olayda; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmaması ve suç tarihi itibarıyla henüz 15 yaşını tamamlamayan mağdurların kendi özgür iradeleri ile serbestçe hareket etme hakkı, niteliği itibarıyla üzerinde mutlak surette tasarrufta bulunabilecekleri bir hak olmadığından, bu haklarının ihlaline yönelik olarak gerçekleştirilen eylemle ilgili gösterdikleri rızanın, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından bir hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilemeyecek nitelikte bulunması karşısında sanık …’in eyleminin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.’’
Yargıtay yukarıdaki karar kapsamında mağdurların rızasını 15 yaşını doldurmadıkları gerekçesiyle geçerli saymamış ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun oluştuğu yönünde karar vermiştir. Kanaatimizce belirtilen kararda somut olayda neden TCK 234/3’ün oluşmadığı hususu tatmin edici bir biçimde açıklanmamıştır.
“TCK m.243/3: “Kanunî temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa, ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutan kişi, şikâyet üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Aralarında özel norm genel norm ilişkisi bulunan TCK m.109 ve TCK m.243/3 hükümleri arasında özel norm niteliğinde olan m.243/3’ün somut olay açısından uygulama alanı bulması gerektiği düşüncesindeyiz.
- Y.C.G.K., 2013/550 E., 2015/158 K. 12.05.2015 Tarihli Kararı
“sanığa atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığın belirlenmesine ilişkindir. Katılan ile uzun süredir arkadaşlık yapan, gerçek ismi ve medeni durumuyla ilgili katılana yalan beyanlarda bulunan sanığın olay tarihinde katılanı ailesiyle tanıştıracağını söyleyerek arkadaşının evine götürdüğü, katılan evde kimsenin olmadığını fark edince dışarı çıkmaya çalıştığı, sanığın kapıyı kilitleyerek katılanın çıkmasına engel olup ağzını bağlayarak zorla cinsel saldırıda bulunduğu olayda, sanığın aşamalarda birbiriyle çelişen beyanlarda bulunması, katılanın istikrarlı olarak sanığın evin kapısını kilitleyerek ve zor kullanarak evden çıkmasına engel olduğunu beyan etmesi karşısında, sanığın katılanın hareket özgürlüğünü kısıtlayarak üzerine atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediğinin kabulü gerekmektedir. Öte yandan Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun gerçekleştirildiği zaman aralığının bir bölümünde sanığın katılana karşı ayrıca cinsel saldırı suçunu da işlemiş olması, bu suçun oluşumuna engel olmayacaktır. “Failin cinsel saldırı fiilini işlediği süre dışında da mağdurun özgürlüğünü kısıtlaması halinde” faile ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ceza verilecektir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.”
Bahsedilen kararla Yargıtay uygulanması yönünde bizim de iştirak ettiğimiz önemli bir kriteri vurgulamıştır. Niteliği gereği cinsel saldırı suçu mağdurunun hürriyetinden yoksun kılınması yoluyla gerçekleştirilen bir suçtur. Ancak kararda belirtilen şekilde cinsel saldırı fiilinin işlendiği süre dışında da mağdurun özgürlüğünün kısıtlanması durumunda ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da cezalandırma yapılması gerekliliği ifade edilmiştir.[29]
- AİHM, Rusya v. Shtukaturov Başvuru no. 44009/05, 27.03.2008 tarihli kararı
“Konu: Ruh sağlığı sorunları olan bir hastanın hukuki ehliyetinin sınırlanması (AİHS m. 8 ihlali); buna ilişkin karara ve bu karar sonrasında bir psikiyatri hastanesinde alıkonmasına itiraz edememesine ilişkin yasal işlemlerin adil olup olmadığı (AİHS m. 6 ihlali); ehliyeti sınırlandırılan başvurucunun rızası hilafına hastanede tutulması (AİHS m. 5 ihlali) ve yetkili makamların, ruh sağlığı sorunları olan başvurucunun avukatı ile görüşme izni vermemesi ve AİHM’nin görüşme izni verilmesi yönündeki tedbir kararına rağmen bu iznin verilmesinin reddi (AİHS m. 34 ihlali)
AİHM’nin AİHS’nin 5. maddesinde güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına ilişkin olarak yaptığı inceleme – Kabul edilebilirlik sorusu ile ilgili olarak Hükümet, başvurucunun hastaneye yatırılmasının ulusal mevzuat bağlamında “istemli” olduğunu ve “özgürlükten mahrum bırakma” teşkil etmediğini öne sürmüştür. …”
“başvurucunun tutulmasının istemsiz olması ve ciddi bir şekilde kusurlu olan ve yatışa yönelik ihtiyacın araştırılmamış olduğu bir yargı süreci ile akli melekeleri hakkındaki tek mahkeme değerlendirmesinin on ay önce yapılmış olduğu düşünüldüğünde, tutulmaya devam edilmesine gerek olup olmadığının incelenmemesi, Madde 5 § 4’ü[30] ihlal etmektedir. (Sonuç: İhlal, Oybirliğiyle)
Bahsi geçen AİHM kararında başvurucunun ruh sağlığı sorunları olduğu gerekçesiyle akıl hastanesinde iradesi dışında tutulmasına değinilmiştir. Bu hususta başvurucunun ruh sağlığına ilişkin en yakın değerlendirmenin 10 ay ince yapılmış olduğu vurgulanarak Madde 5 kapsamında bir hukuka uygunluk nedeni bulunmadığından bahisle[31] ihlal kararı verilmiştir.
SONUÇ
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, bir bireyin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı bir şekilde kısıtlanması durumunda, kısıtlama eylemini gerçekleştiren kişinin cezalandırılmasını ve cezalandırmaya ilişkin diğer düzenlemeleri hükme bağlamıştır. Kişi güvenliği ve özgürlüğü, AİHS m.5 uyarınca temel bir hak olup sözleşmeye taraf devletlerin ulusal mevzuatlarındaki düzenlemelerle de hukuken koruma altına alınmıştır.
Mülga 765 sayılı TCK’da birçok farklı suç tipi altında düzenlenen suç 5237 sayılı TCK’nın 109. maddesi kapsamında daha sade bir şekilde düzenlenmiştir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu ile korunan hukuki değer, hürriyete karşı suçların genelinde olduğu gibi hareket özgürlüğüdür. Faili ve mağduru herkes olabilir. 109. maddede öngörülen iki seçimlik hareket ile işlenebilir. Fiil için belirli bir biçim öngörülmemiş kişiyi bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakacak, hareket özgürlüğünün engellenmesi neticesini doğuracak her türlü fiil bu kapsamda değerlendirilebilecektir. Kasten işlenebilen bir suçtur.
Bahsi geçen suça teşebbüs mümkündür. Mütemadi bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve sona erme anı farklıdır. Kişinin suçun temadi etmesine yetecek bir süre alıkonulması veya engellenmesi durumunda, suçun tamamlandığı ifade edilebilecektir. Suçun sona ermesi mağdurun suçla engellenen özgürlüğüne yeniden kavuştuğu anda gerçekleşecektir. Bu kapsamda suç tamamlandıktan sonra sona ermesine kadar devam eden süreçte suça iştirak de mümkündür.
Yargı kararları kapsamında görüleceği üzere özellikle gözaltı, tutukluluk, gözlem altına alma gibi uygulamaların hukuka uygun biçimde titizlikle tatbik edilmesi ve bu konulardaki keyfiyetin önlenmesi oldukça önem teşkil etmektedir. Modern bir hukuk devleti kişilerin hürriyetini herkese karşı korumalıdır.
KAYNAKÇA
Artuk, M. Emin/ Gökçen A. : Ceza Hukuku Genel Hükümler, 17. Baskı, Ankara, Adalet Yayınevi, 2023.
Artuk, M. Emin / Gökçen A. : Ceza Hukuku Özel Hükümler, 21.Baskı, Ankara, Adalet Yayınevi, 2024.
Demirel, Muhammed : “Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu” Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.24 S.4, 2020, s.489-554.
Hakeri, Hakan : Ceza Hukuku Genel Hükümler, 16. Baskı, Ankara, Adalet Yayınevi, 2013.
Koca, Mahmut / Üzülmez, İlhan : Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 17.Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2024.
Koca, Mahmut / Üzülmez, İlhan : Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 7.Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2020.
Özbek, Veli Özer / Doğan, Koray /
Bacaksız, Pınar : Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 19. Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2024.
Özbek, Veli Özer / Doğan, Koray /
Meraklı, Serkan / Bacaksız, Pınar /
Başıbüyük, İsa : Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 15. Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2024.
Özgenç, İzzet : Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 19.baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2023.
DİPNOTLAR
[1] Mahmut Koca/İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 7.Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2020, s.221.
[2] Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 19. Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2024, s.433.
[3] Özbek/Doğan/Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, s.433.
[4] Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Serkan Meraklı/Pınar Bacaksız/İsa Başıbüyük, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 15. Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2024, s.219.
[5] Mahmut Koca /İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 17.Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2024, s.114.
[6] Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 19. Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2024, s.434.
[7] Mahmut Koca /İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 17.Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2024, s.124.
[8] Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 19. Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2024, s.435.
[9] Mahmut Koca /İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 17.Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2024, s.127.
[10] Artuk, M. Emin, Gökçen A. Ceza Hukuku Genel Hükümler, 17.baskı, Ankara, Adalet Yayınevi, 2023, s.405.
[11] İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 19.baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2023, s. 234.
[12] Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 16. baskı, Ankara, Adalet Yayınevi, s.271.
[13] Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 16. baskı, Ankara, Adalet Yayınevi, s.272.
[14] İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 19.baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2023, s. 259.
[15] Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 19. Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2024, s.441.
[16] A.e., s.441.
[17] Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 19. Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2024, s.442.
[18] Mahmut Koca /İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 17.Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2024, s.448.
[19] İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 19.baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2023, s. 576.
[20] TCK m.110: “Yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın, onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.”
[21] Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 19. Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2024, s.444.
[22] Mahmut Koca /İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 17.Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2024, s.438.
[23] Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 19. Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2024, s.445.
[24] Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması
TCK m.234: “(1) Velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya babanın ya da üçüncü derece dahil kan hısmının, on altı yaşını bitirmemiş bir çocuğu veli, vasi veya bakım ve gözetimi altında bulunan kimsenin yanından cebir veya tehdit kullanmaksızın kaçırması veya alıkoyması halinde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (2) Fiil cebir veya tehdit kullanılarak işlenmiş ya da çocuk henüz on iki yaşını bitirmemiş ise ceza bir katı oranında artırılır.
(3) (Ek: 6/12/2006 – 5560/10 m.) Kanunî temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa, ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutan kişi, şikâyet üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
[25] M. Emin Artuk/Ahmet Gökçen, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 21.Baskı, Ankara, Adalet Yayınevi, 2024, s.268.
[26] Muhammed Demirel, “Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu” Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.24 S.4, 2020, s.503.
[27] Yargıtay bir kararında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun oluşabilmesi için “…fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi…” gerektiğinden bahsetmiştir. Y.C.G.K., 2008/110 E., 2010/161 K., 29.06.2010 tarihli kararı.
[28] Nitekim kolluğun keyfi gözaltı işlemi ile ilgili benzer bir kararda da mahkemenin suçun tamamlandığını gözetmeden “misafir gibi davranılması” gibi hukuken geçerliliği olmayan gerekçeler ile kişinin hürriyetine müdahaleleri görmezden geldiği kararları da mevcuttur. Y.C.G.K. 2014/39 E., 2017/464 K., 07.11.2017 tarihli kararı: “‘’İlçe emniyet müdür vekili olan sanığın, katılanın emniyet müdürlüğüne götürülmesi hususunda talimat verdiği iddiasının hiç bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanamadığı, kaymakamın “götürün bunu” şeklindeki talimatının sanık tarafından da tekrar edildiği kabul edilse dahi “götürün bunu” şeklindeki söylemin “olay yerinden uzaklaştırın” anlamına da geldiği…, …katılanın olay yerinden uzaklaştırılması amacıyla emniyet binasına götürülmesinin, nezarethaneye alınmaması ve misafir gibi davranılması dikkate alındığında gözaltı işlemi sayılamayacağı anlaşıldığından sanığa atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun sübut bulmadığı kabul edilmelidir.”
[29] Y.C.G.K., 2017/548 E. 2019/1 K. 15.01.2019 Tarihli kararında da benzer nitelikte bir değerlendirme yaparak, yağma suçunun tamamlanmasından sonra kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlenmesi durumunda da yeni bir suç işleme kararının oluştuğundan bahisle ayrı ayrı iki suçun unsurlarının da oluştuğunu ifade etmiştir.
“…sanığa atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibariyle oluşup oluşmadığı, sanığa atılı yağma suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Sanığın, cep telefonu ile konuşarak yolda yürüyen mağdurenin önünü kesip, cep telefonunu zorla alarak cebine koyduktan sonra mağdureye vurmaya başlaması ve saçından tutarak yol kenarından yirmi üç metre uzaklıkta bulunan boş araziye kadar sürüklemesi yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını oluşturur.’’
[30] AİHS Madde 5: “Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
…
- Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
…”
[31] AİHM bu hususa, Khlaifia v. İtalya, Başvuru No:16483/12, 01.09.2015 tarihli kararında da değinmiştir. “AİHS m. 5/1.a’ dan 5/1.f’ ye kadar olan fıkralarda sınırlı sayıda belirtilen gerekçelerden birisi olmadıkça hiçbir özgürlükten yoksun bırakma hukuka uygun olmayacaktır.’’